Muhasebe Haftası Etkinlikleri 22-28 Şubat 2021 Vergi Haftası ve 1-7 Mart 2021 Muhasebe Haftası nedeniyle Gelir İdaresi Başkanlı...           • Tahsilatlarımız Güvence altına alınmalı Tahsilatın hızlandırılması, meslek yasamızda güvence altına alınmalı Kamunun serbest muhaseb...           • 2020 Dijital Dönüşüm Yılı olacak Ülkemizde mali konularda ciddi köklü yapılanmaların olduğuna değinen Kocaeli SMMM O...           • Hamit Akbulut: “Hukuka saygılı bir oda oluşturacağız” Hukuka saygılı bir oda oluşturacaklarını ifade eden Kocaeli SMMM Odası Meslekte Birlik Grubu Başka...           • 23. Genel Kurul Adaylarımız Kocaeli SMMM Odamızın 22-23 Haziran 2019 Tarihli 23. Olağan Olağan Kurulu Adaylarımız,  Y&ou...           • Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun. Değerli Meslektaşlarımız ve site ziyaretçilerimizin Mübarek Ramazan Bayrımını en i&cce...           • KSMMMO Başkan Adayımız HAMİT AKBULUT Ekibini Tanıttı Kocaeli Meslekte Birlik Mali Müşavirler Derneği üyeleri dün MÜSİAD Sosyal Tesi...           • KSMMMO Meslekte Birlik Grubu Aday Tanıtım Toplantısı 21 Mayıs’ta Kocaeli Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Meslekte Bir...           • Meslektaşlarımıza Açık Mektup Değerli Meslektaşımız, Şahsınızda sizi ve çalışanlarınızı selamlıyor, çalışmalarını...           • 1 Mart Muhasebeciler Günü Basın Açıklamamız Her günü her ayı yoğun geçen meslek mensuplarımız için bir hatırlanma ve h...           
Sorgulamalar
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İptal Davası - TUNAY BAKIR

İptal Davası

Yazar: TUNAY BAKIR |  Tarih:7 / 6 / 2014 |  Yazı Okunma: 5172


İPTAL DAVASI 

1-      Tanım ve Mahiyeti

İptal davası; bir hukuki işlem, karar veya fiilin hükümsüzlüğünü sağlamak için açılan davaya verilen isimdir.[1]

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un iptal davasını düzenleyen 24-31.maddeleri (m.), İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 277–284 maddelerinde yer alan düzenlemeleri karşılamaktadır. Genel bir çerçevede bakıldığında; Haciz ve iflastan önce borçlu, malvarlığı üzerinde tam bir tasarruf yetkisine sahip olduğundan, borçlunun bu yetkisine dayanarak yapabileceği, alacaklıların alacaklarını elde edememesine yönelik işlemlerine karşı alacaklıları koruyucu hükümler düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamda iptal davasını; borçlunun mallarının hacizden veya iflas kararının verilmesinden önce, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu bağışlamalar ve hileli tasarruflarının iptali için alacaklılara tanınan dava açma hakkı olarak tanımlayabiliriz.[2] Böylelikle bu dava sayesinde iptal edilen tasarruf veya muamele ile alacaklı kamu idaresi, alacağını tahsil ederek kamu alacağını koruma hakkını kullanmış olur.

İptal davasının amacını ise; borçlunun yapmış olduğu tasarruflar ile malvarlığının dışına çıkardığı mallarını, alacaklıların cebri icra yetkilerinin çerçevesi içine tekrar sokulması şeklinde belirleyebiliriz. [3]

 2-      Konusu

İptal davası aslında tali nitelikte bir dava olduğundan, alacaklı öncelikle haciz veya iflas yoluna başvurmalıdır. Ayrıca söz konusu dava, malın aynına ilişkin bir dava olmayıp şahsi bir dava niteliğinde olduğundan, alacaklı alacağını iptal edilen tasarruf veya muamelenin değeri üzerinden almak hakkına sahiptir.

Genel planda ise; borçlunun tasarruf veya muamelelerinin hükümsüzlüğü, iptal davasının konusunu teşkil eden alacak aslı ile sınırlı olduğundan, amaç sadece alacağın tahsilinden oluşmaktadır.[4]

6183 Sayılı Kanun’un (SK.) m.27 – m.30 hükümlerinde iptal davasının konusu üç başlık altında toplanmıştır:

-         m.27 ve m.28'de düzenlenen ivazsız tasarruflar,

-         m.29'da düzenlenen, borçlunun kamu borcunu ödeme güçsüzlüğündeyken yapmış olduğu tasarruflar,

-         m.30'da ise ilk iki grubun dışında bulunan ve genel nitelikte olan, kamu alacağının kısmen veya tamamen tahsiline imkân bırakmamak amacıyla borçlunun yapmış olduğu tasarruflar.

İlk iki grup işlemlerde maksat unsuru önem taşımamakta, borcun ödenmesine engel teşkil edebilecek açık ve haklı nedenler bulunmuş olsa da yapılan bu tasarruflar, belirli şartları sağladığı takdirde hükümsüz sayılmaktadır. Üçüncü grupta ise, borçlunun yapmış olduğu muameleler veya tasarruflarda maksat unsuru aranmakta, bu tür işlemlerin hükümsüzlüğü için kamu alacağının tahsiline imkan bırakmamak amacıyla yapılan tasarrufların bulunması gerekmektedir.[5]

 Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; m.27, m.28 ve m.29'da yer alan işlem ve tasarruflar, özel olarak hükme bağlandığından bu maddelerin kapsamına giren işlemler söz konusu olduğunda “özel hükmün varlığı halinde genel hükmün uygulanmayacağı” ilkesinden hareketle, sorun öncelikle bu maddeler çerçevesinde çözümlenecek ve her olayın kendi somut özelliği içinde ele alınması gerekecektir.[6]

 a.        Şartları

 i.         Kesinleşmiş Kamu Alacağının Bulunması;

İptal davasının açılabilmesi için öncelikle kesinleşmiş ve ödenecek aşamaya gelmiş bir kamu alacağının bulunması ön şarttır. Kamu alacağı 6183 SK. m.3'ün yapmış olduğu atıfla; aynı Kanun'un m.1 ve m.2 hükümlerine göre devlete, il özel idarelerine, belediyelere ait olup kamu hizmetlerinin uygulanmasından doğan alacaklar ile vergi, resim, harç, para cezası, gecikme zammı, faiz ve bunların takip masraflarını; ayrıca diğer kanunlarda 6183 SK'a göre tahsil edileceği belirtilen alacakları içerir.

Kamu alacağının kesinleşmesi ise belirli işlemlerin yapılmasını ve sürenin geçmesini gerektirir.[7] Kesinleşmemiş olan kamu alacaklarına karşı ise, söz konusu alacağının korunması amacıyla iptal davası açılamadığından, ihtiyati tahakkuk sonucu ihtiyati haciz uygulanabilir.

ii.          Davanın Konusunun Karşılıksız-Ödeme Gününden Geriye Doğru İki Yıl Süre ile Sınırlı Olması;

6183 SK m.27 ve m.29'daki düzenlemelere göre, ödeme süresinin başladığı tarihten itibaren geriye doğru iki yıl içinde yapılan tasarruflar hükümsüzdür. Söz konusu ödeme süresinin başlama tarihinin belirlenmesi ise bu maddelerin uygulanması açısından özel önem teşkil etmektedir.

Sürenin belirlenmesinde; kamu alacağının doğduğu tarih, tasarrufun iptali için kabul edilmekte, ortada vergiyi doğuran olayın bulunması gerekmektedir.[8] Vergi Usul Kanunu m.19'da belirtilen vergi doğuran olay ise, mükellef veya sorumluların çeşitli vergi konularıyla ilişki kurması sonucu ortaya çıkmaktadır.

 

iii.         Kamu Alacağının Tahsili İçin Yapılan Takibatın Sonuçsuz Kalması;

6183 SK m.24'te düzenlenen iptal davasının açılabilmesi için, alacaklı vergi dairesinin borçlu nezdinde yapmış olduğu takibatlar sonuçsuz kalmalı; başka bir deyişle, borçlunun iptal davasına konu edilebilecek tasarrufları dışında bir malvarlığının bulunmaması gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise, borçlu hakkında yapılan takibatın sonuçsuz kaldığının kamu alacaklısı tarafından ispat edilmesi gerektiğidir.

Tahsil daireleri, borçlunun haczi kabil başka bir malının bulunmadığını 6183 SK m.75 uyarınca aciz fişi düzenleyerek tespit edebilecekleri gibi, borçlunun haczi kabil başka malının bulunmadığını belgeleyen haciz tutanağını da bu hususta delil olarak gösterebilirler.

Söz konusu Kanun'un m.75 hükmündeki aciz hali;

“Yapılan takip sonunda, borçlunun haczi caiz malı olmadığı veya bulunan malların satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz halinde sayılır.

Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali tespit olunur”,

şeklinde tanımlanarak maddede belirtilen aciz fişiyle, borçlunun tüm varlığının kamu borcunu karşılayamayacak durumda olduğu kanıtlanmaktadır. Aciz fişinin alacaklıya sağladığı haklar ise şu şekilde örneklenebilir[9]:

-         Satış işlemine devam edilmekle beraber, aciz fişi kalan borcun varlığını kanıtlayan bir senet hükmündedir.

-         Aciz fişi her türlü resim ve harçtan bağışıktır.

-         Aciz fişi elde eden alacaklı kamu idaresi, borçlunun mal bildirimine bağlı olmaksızın tasarrufun iptali için dava açmak hakkını elde eder.

-         Aciz fişine yazılan alacak için, borçluya yeniden ödeme emri çıkarılması gerekmez.

-         Aciz durumunda olan kamu borçlusu, sonradan edindiği malları ve gelirleri onbeş gün içinde tahsil dairesine bildirmek zorundadır. Bildirimde bulunmayan borçlu, 6183 SK m.112 hükmünce cezalandırılır.

Ayrıca aynı Kanun'un m.27 ve m.29 hükümlerinde düzenlenen kapsamda iptal davalarının açılmasında ise; mal beyanında bulunmayanlar ile haczi kabil malı olmadığını bildiren ya da beyan ettiği malın belirlenen değerine göre borca yetmediği anlaşılan kamu borçlularının aciz halinde oldukları kabul edilerek, “aciz fişi” veya “aciz tutanağı” aramaksızın haklarında iptal davası açılabilecektir.[10]

 b.        Görev ve Yetki

6183 SK m.24'te düzenlenen iptal davalarının genel mahkemelerde açılacağı belirtilmiş olup, anlaşılacağı üzere bu hüküm söz konusu davaların adli yargıda görülmesini gerekli kılmaktadır.

Davaların genel mahkemelerde görüleceği saptandıktan sonra, ilk derece mahkemeleri olan asliye hukuk mahkemesinde mi, yoksa sulh hukuk mahkemesinde mi görüleceği meselesini çözmek gerekir. İşte bu sorunun çözümüne, görev kuralları aracılığıyla ulaşılır. Konusu, miktarı, değeri ve niteliği açısından bir davanın hangi mahkemenin görevine girdiğini belirleyen kurallara “görev kuralları” denilir.[11] Mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin olduğundan hiçbir yargı yeri kendi görevi içinde olmayan bir davaya bakamayacağı gibi, kendi görevi içinde olan bir davaya da bakmaktan kaçınamaz.[12] Kesinleşmiş olan kamu alacağının miktarıyla iptal konusu tasarruf değerinden hangisi az ise, görevli mahkeme ona göre değişen sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesi olarak belirlenecektir.

6183 SK'da söz konusu davanın nerede açılabileceğine dair bir hüküm bulunmadığından, yer itibariyle yetkili mahkemenin belirlenmesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) m.9 ve m.21 hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

 c.      Uygulanacak Usul Hükümleri

6183 SK m.24'e göre, borçlu tasarruflarının iptali için genel mahkemelerde açılan bu davaya genel hükümlere göre bakılacağı belirtilmiştir. İİK m.277'de ve bunu izleyen maddeler kapsamına giren iptal davalarında uygulanacak usul hükümleri, HUMK m.507-m.511'de düzenlenen basit yargılama usulüne tabi iken, 6183 SK'da ise iptal davalarında genel hükümlerin uygulanması öngörülmüştür. Bununla beraber, iptal davalarının diğer davalardan öncelikli olarak görülmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu davalara adli tatillerde de bakılabileceği ve temyiz süresinin adli tatillerde de işlemeye devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, 6183 SK'da düzenlenen iptal davalarında uygulanacak usulün basit yargılama usulü ile taşıdığı bir benzerliktir.

 d.       Taraflar

i-        Davacı;

6183 SK'a göre açılabilecek iptal davasında davacı; devlet, il özel idareleri, belediyeler ve özel kanunlar uyarınca alacaklarını bu kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edebilecek olan kamu idareleridir.

 ii-      Davalı;

6183 SK m.25'te, iptal davalarının kimler aleyhine açılabileceği gösterilmiştir. İİK m.280 ile paralel düzenlenen söz konusu hükümde, hakkında kesinleşmiş bir kamu alacağı bulunmasından dolayı iptal davası açılabilecek olanlar şu şekilde belirtilmiştir:

-         Borçlu ile hukuki muamelede bulunan kimseler,

-         Kendisine kamu borçlusu tarafından ödemede bulunulanlar,

-         Asıl borçlu ile iptal konusu işlemi yapan kimselerin mirasçıları,

-         Kötü niyetli diğer üçüncü kişilerdir.

Kötü niyetin varlığı, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. Böylece açılacak iptal davasında husumetin, borçlu ve borçlu ile tasarrufta bulunan kişiyle bu kişiden malı satın alan kişiye birlikte yöneltilmesi gerekir [13]

Yukarıda belirtilen hallerde, iptal davasında muhatap gösterilecek kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Böylece üçüncü kişiye ya da mirasçılara karşı açılacak davalarda, borçlunun da muhatap olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu koşul mecburi olduğundan hâkimin re'sen gözetmesi gereken işlerden olup, aksi durumda mahkemece davacıya bu eksikliğin giderilmesi için uygun bir süre verilmesi gerekir.

 e.       Zamanaşımı

6183 SK'un “hükümsüz sayılmada zamanaşımı” başlığı altında düzenlenen m.26 hükmünde, aynı kanunun m.27, m.28, m.29 ve m.30'da sözü geçen tasarrufların, yapıldıkları tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra, bu maddelere dayanılarak dava açılamayacağı belirtilmiştir.

Her ne kadar ilgili madde hükmünde zamanaşımı deyimi kullanılsa da, buradaki sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmelidir. Zira kanunda, süreyi kesen veya durduran sebepler ile ilgili herhangi bir belirleme yapılmamış olması sebebiyle söz konusu hükmün hak düşürücü süreyi ifade ettiği anlaşılmaktadır.[14] Ayrıca İİK m.284'te düzenlenen paralel hüküm de aynı şekilde “hak düşürücü müddet” başlığını taşımaktadır.

Kanunda belirlenen süre içerisinde hak sahibinin hakkını kullanmamış veya daha geniş bir ifadeyle; yapması gerekeni yapmamış olması, bu süre içinde hak sahibinin hareketsiz kalması halinde hak düşürücü süreden söz edilir. Prensip itibariyle böyle süreler yenilik doğuran haklar için söz konusu olur.[15] Hak düşürücü sürenin işlemesi durmayacağı ve kesilmeyeceği gibi hâkim, söz konusu süreyi taraflar ileri sürmese bile re'sen göz önüne almalıdır.

Maddede geçen sürenin hak düşürücü süre olduğu konusunda öğretide ve Yargıtay'da da görüş birliği mevcuttur. Gerçekten, Yargıtay İcra İflas Dairesi 1967/5952 sayılı kararıyla 6183 SK m.26'daki sürenin zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliği taşıdığına hükmetmiştir.[16]

 3-      DAVAS AÇILABİLECEK HALLER

3.1-    Hükümsüz Sayılan İvazsız Tasarruflar

6183 sk.'un “ivazsız tasarrufların hükümsüzlüğü” başlıklı 27’nci madde hükmünde, süresi içinde veya hapis ile tazyik edilmesine karşın mal beyanında bulunmayanların veya beyan ettiği malların borcunu karşılamayacağı anlaşılan kamu borçlularının ödeme süresinin başladığı tarihten geriye doğru iki yıl içinde veya ödeme süresinin başlamasından sonra yaptıkları bağışlamaların ve ivazsız tasarrufların hükümsüzlüğü düzenlenmektedir.

 3.1.1-   İvazsız Tasarruflar ve Bağışlama;

6183 sayılı AATUHK.un 27'nci maddesinde belirtilen bağışlamalar ve tasarrufları şu şekilde açıklayabiliriz:

-        Borçlar Kanunu m.234'de düzenlenen bağışlama, bağışlayanın kendi malvarlığından, bağışlananı zenginleştirmek için, bağışlama sebebiyle (causa donandi) yaptığı sözleşme niteliğinde ve sağlar arası kazandırıcı muameledir. Bu şekilde bağışlayan, bağışlama konusunu teslim ve mülkiyetini geçirme borcu altına girmesine karşılık bağışlanan tarafa herhangi bir borç yüklenmemektedir.[17] Ayrıca, aynı Kanun hükmüne göre, ahlaki bir görevin yerine getirilmesi için yapılan ifalar bağışlama sayılmaz.

-        m.27'de geçen ivazsız tasarruflar ise, karşılık alınmaksızın yapılan işlemlerdir. Bu gibi işlem ve tasarruflar vergiyi doğuran olayın ortaya çıkmasından sonra yapılabileceği gibi, ödeme süresi içinde, hatta vade tarihinden sonra dahi gerçekleşebilecektir. Önemli olan, tasarruf işleminin daha önceki tarihte yapılamamasıdır.[18]

 3.1.2-    Bağışlama Sayılan Tasarruflar;

6183 sayılı kanun m.28'de hangi işlemlerin bağışlama sayılacağı üç başlık altında sıralanmıştır. Bu tasarruflar:

i-                   Üçüncü dereceye kadar kan hısımları ile eşler ve ikinci dereceye kadar sıhri hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarruflar; Hısımlık; miras hukuku, usul hukuku ve aile hukukunda önem taşıyan kişiler arasında bir dizi hukuki ilişkiye temel teşkil eden bir müessesedir. Hısımlık, doğal ya da belli ilişkiler sonucu, kişi ile belirli kimseler arasında kurulan ve hukuki sonuçlar doğuran bir bağdır. Üç başlıkta toplanan hısımlık, kuruluş şekillerine göre kan hısımlığı, sıhri hısımlık ve evlat edinmeden doğan hısımlıktan oluşmaktadır.[19]  Ancak m.28'de yer alan hükümler sayılı ve sınırlı olup herhangi bir şekilde genişletilemez. O halde, kamu borçlusunun evlatlığı ile yapmış olduğu ivazlı tasarrufların iptali söz konusu olduğunda m.28 değil, genel hüküm niteliğindeki m.30 uygulama alanı bulacaktır.[20]

 ii-       Borçlunun verdiği mal karşılığı aldığı ivazlar sözleşmenin yapıldığı sıradaki değerine göre çok düşük ise bu şekildeki tasarruflar da bağışlama hükmündedir; Yargıtay 15.HD'nin 1998/1590 sayılı kararında da belirtildiği üzere, bu hüküm sadece borçlu ile ondan mal alan üçüncü kişi hakkında uygulanırken, üçüncü kişi ve bundan sonraki kimseler arasındaki tasarruflarda uygulama olanağı yoktur. Söz konusu hüküm ancak, üçüncü kişiyle işlem yapan dördüncü kişinin kötü niyetli olduğu kanıtlandığı ölçüde uygulanacaktır. Aksi takdirde, yani dördüncü kişinin kötü niyetli olmadığı durumlarda ise satışa konu olan malın değeri, kamu alacağını aşmamak kaydıyla, borçluyla işlem yapan üçüncü kişiden alınacaktır.[21]

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu ivazlar arasındaki oransızlık önemli olmalı ve tarafların yeterli ve normal bir dikkatle anlayabileceği ölçüde olmalıdır.

iii-     Kamu borçlusunun kendisine veya üçüncü bir kişinin menfaatine kaydı hayat şartıyla irat ve intifa hakkı kurulduğu sözleşmeler de bağışlama hükmünde sayılmıştır; Kaydı hayat şartıyla irat sözleşmesi, bir kimseye ölünceye kadar bakma sözleşmelerini ifade ederek, bu süreç zarfında bu kimsenin genellikle hayat süresiyle sınırlı olarak belli miktarda gelir almasını sağlar.

İntifa hakkı ise, kişiye bağlı irtifaklardan olup; başkasına ait bir eşya, hak ve malvarlığı üzerinde, belirli bir kişiye tam yararlanma imkânı sağlayan bir haktır.[22]

Yargıtay'ın yerleşik hale gelen kararlarında da belirtildiği üzere bu maddede yer alan tasarruflar mutlak olarak iptale tabi olduğundan; bu tasarrufların, borçlunun kamu idaresini zarara sokmak kastıyla yapıldığı kabul edilmekte ve kötü niyetinin bulunup bulunmadığının araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır.[23]

 3.2-   Hükümsüz Sayılan Diğer Tasarruflar;

6183 sayılı AATUHK.un 29'uncu maddesinde üç başlık altında sıralanan tasarruflar ise yine borçlunun kamu idarelerine olan borçlarını dahi ödeyemeyecek durumda olması halinde yapmaması gereken tasarrufları oluşturmaktadır:

-                    Kamu borçlusunun mevcut bir borcu temin için sonradan verdiği rehinler hükümsüzdür. Ancak borçlu, borcunu teminat göstererek yapmış ise bu şekilde gösterilen rehinler hüküm ifade edecektir.

-                    Borçlunun borca karşılık para veya mutat ödeme araçlarının dışında yaptığı ödemeler de hükümsüzdür. Söz konusu maddede belirlenen mutat ödeme araçları ise; para, çek veya bono gibi günlük alışverişlerde kullanılan ödeme araçları olmakla birlikte, alacağın temliki ya da cirosu suretiyle yapılan ödemeler de mutat ödeme sayılır. Ancak borca karşılık taşınır veya taşınmaz mal verilmesi mutat ödeme kabul edilemez.[24]

-                    Son bent ise kamu borçlusunun vadesi henüz gelmemiş bir borç için yaptığı ödemeleri de hükümsüz saymaktadır.

Hükümsüz sayılan tasarruflar, maddede belirtilenler ile sınırlı olup m.29 kuralı özel nitelikte olduğundan; olaylar hakkında ne beş yıllık hak düşürücü süre, ne de kötü niyetin bulunup bulunmadığı aranacaktır.[25]

 3.3-      İvazsız Tasarrufların İptal Şartları

Alacaklı kamu idaresinin iptal davası açabilmesi için aranan şartları şu şekilde belirtebiliriz:

-                    Davanın açıldığı tarihte kesinleşmiş olan kamu alacağının tamamen veya kısmen, ödeme süresi içinde ödenmemiş olması,

-                    Zorunlu kovuşturma ve takip yollarının sonunda borçlunun mal beyanında bulunmaması veya beyan edilen malın kamu borcuna yetmediğinin anlaşılması üzerine söz konusu borcun tahsil olanağının kalmamış olması,

-                    Borçlunun ivazsız tasarruflarının ve bağışlamalarının ödeme süresi m.27'de belirlenmiş olup, işlemlerin ya ödeme süresinin başladığı tarihten itibaren geriye doğru iki yıl içinde veya ödeme süresinin başlamasından sonra yapılmış olması aranmaktadır. Ayrıca bu şekilde belirtilen iki yıllık süreler, hak düşürücü nitelikte olup, hâkimin re'sen gözeteceği işlemlerdendir.[26] Örneğin, 10.11.2009 tarihinde ödenmesi gereken kamu alacağını ödememiş olan ve hakkında icra takibi yapılan borçlunun, 10.11.2007'ye kadar yaptığı bağışlama ve ivazsız tasarruflar hükümsüzdür. Ayrıca, ödeme süresinden sonra yaptığı aynı türden işlemler de iptale tabi olacaktır,

 3.4-    İvazsız Tasarrufların İptalinde İyi Niyet

Madde uygulamasında lehine bağışlama yapılan veya ivazsız tasarrufta bulunulan üçüncü kişinin iyi niyetli veya kötü niyetli olması, tasarrufun iptali sonucunu etkilemeyecektir. Kanun'da düzenlenen hak düşürücü süreler içinde yapılan bütün bağışlama ve ivazsız tasarruflar iyi niyet – kötü niyet ayrımına gidilmeksizin iptal davasına konu edilebilecektir.

Ancak iptal davası açıldıktan sonra borçlu kamu alacağını karşılayacak ölçüde mal bildiriminde bulunduğu takdirde, dava sebebi ortadan kalkacaktır.[27]

 3.5-     Kamu Alacağının Tahsiline İmkân Bırakmamak Amacıyla Yapılan Tasarruflar

6183 sayılı AATUHK.un 27, 28, 29’uncu maddeleri kapsamında olmayan ve ancak kamu alacağının tahsiline imkan bırakmamak amacıyla yapılan tasarruflar, m.30 kapsamında değerlendirilerek iptal davasına konu olabilecek ve hükümsüzlüğü istenebilecektir. Bu yüzden, her olay kendi somut özelliği kapsamında ele alınmalı, özel nitelik taşıyan m.27-m.28-m.29 hükümlerinin uygulama alanı olmadığı takdirde genel nitelikli hükümlerden oluşan m.30 hükmü dava konusu olaya uygulanacaktır.

Madde uyarınca, kamu borçlusunun malı bulunmadığı ya da bulunan malları borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde kamu alacağının tahsilini önlemek için borçlu tarafından yapılan tek taraflı muameleler mutlak olarak hükümsüzdür. Buradaki tek taraflı muameleler, karşı tarafın irade beyanına gerek kalmaksızın sadece kamu borçlusunca yapılan hukuki tasarrufları oluşturmaktadır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, borçlunun bu maksadını bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişilerle yapılan bütün tasarruflar da, ispatı alacaklı tahsil dairesine ait olmakla birlikte, hükümsüzdür. Böylece, kamu borçlusu ile muamelede bulunan kişilerin kötü niyetli olup olmadıklarının araştırılması gerekmektedir.

Yine 30. madde hükmüne göre yapılan tasarruflar, tarihi ne olursa olsun, aynı Kanun'un 26. maddesinde belirtilen beş yıllık hak düşürücü süreye tabi olacak, söz konusu süre ise tasarrufların oluş tarihinden itibaren başlayacaktır. Kısacası bu madde hükmünde, “tarihi ne olursa olsun” şeklinde belirlenen bu süresizlik, tek taraflı olarak kötü niyetli kimselerle yapılan iptale tabi tasarrufları m.26'da düzenlenen beş yıllık hak düşürücü süre ile sınırlandırmış olmaktadır.

 4-         SONUÇLARI

4.1-       Kamu Borçlusu Açısından

6183 sayılı AATUHK.un 31’inci maddesinde, alacaklı kamu idaresinin iptal davasını kazanması durumunda, bunun idare yararına ne gibi sonuçlar doğuracağını düzenlemekte, ancak borçlunun mallarının ne şekilde ve ne miktarda geri verileceğine dair bir düzenleme barındırmamaktadır. “İadenin şümulü” başlığı altında düzenlenen paralel İİK. m.-283 hükmünden hareketle alacaklı kamu idaresi, iptal davasının kesinleşmesiyle davaya konu olan mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını almak yetkisine sahip olurken, taşınırın haczini isteyebilir.

Davanın konusu taşınmaz ise idare, üçüncü şahıs üzerindeki tapu kaydının iptal edilerek borçlu adına düzeltilmesine gerek kalmadan taşınmazın haczini isteyebilir. “İptal davalarından amaç tapunun iptali değildir,

İptal davalarından amaç tasarrufun iptaline hükmetmektir. Borçlunun yaptığı işlem taşınmaz mülkiyetine ilişkin bulunduğu takdirde alacak ve ayrıntılarına yetecek miktardaki tasarrufun iptaliyle yetinilmesi gerekir. Böylece tapu kaydının iptaline ve borçlu adına düzeltilmesinde bir zorunluluk yoktur. Mahkemenin bu yönü gözetmeksizin taşınmazın borçlu adına düzeltilmesinde tesciline karar vermiş ise de bu yanılgının düzeltilmesi için yeniden duruşma yapılması gerekmediğinden düzeltilerek onanması uygun görülmüştür (HUMK.438. Md.).”[28]

 4.2-      Üçüncü Kişiler Açısından

İptal davaları, ayni nitelikte davalar olmadığından, tapu kaydı üçüncü kişi adına yazılmışsa söz konusu davanın kazanılması halinde, kamu borçlusunun mülkiyetine geri dönmeden taşınmazın haczi yapılıp satışa çıkarılır.

Dava konusunun taşınır olması halinde ise, tahsil dairesi söz konusu malın haciz ve satış hakkını elde eder, satıştan elde ettiği bedelden alacağını tahsil eder. Kamu alacağı tahsil edildikten sonra artan bir tutar olduğunda, bu tutar borçluya değil, üçüncü kişiye verilecektir.[29]

Ancak borçlu ile muamelede bulunan kişi, iptale konu malları elinden çıkarmışsa, o halde iptal davası üçüncü kişinin elden çıkardığı malların yerine geçen değere ilişkin olur ve üçüncü kişi aleyhine, bu değer oranında tazminata hükmedilir. İptal davasını kaybeden üçüncü kişi ise bu sebeple borçludan almış ve kamu idaresine vermiş olduğu şeyi veya bedeli borçluya rücu hakkını kullanarak geri talep edebilir.[30]

Böyle bir durumda, elden çıkarılan malın rayiç değeri hacze yetkili memur tarafından, itiraz halinde ise 6183 SK'daki hükümlere göre vergi mahkemesince saptanmalı ve üçüncü kişinin sorumluluk derecesi buna göre belirlenmelidir.[31]

 5-         SONUÇ VE ÖNERİLER

Çeşitli nedenlerden dolayı kamu hizmetleri ve harcamalarının giderek artışı ve kamu gelirlerinin bunları karşılamada yetersiz kalışı, kamu alacaklarının tahsil ve yaptırımlarının etkinliği konularını gündeme getirmektedir. Devletin kamu hizmetlerini zamanında ve gereği gibi yerine getirebilmesi için ise, kamu alacaklarının da tam zamanında ve eksiksiz olarak tahsil edilmesi gerekmektedir.

Devamlı olarak işlemesi gereken kamu hizmetleri için alınmasının zorunlu olduğu kamu alacakları ve bu hizmetlerin karşılığını oluşturan vergi ve benzeri gelirlerin her türlüsünün, kamu idarelerince belli süreler içinde en kısa zamanda tahsili gerekmektedir.

Her ne kadar 6183 sayılı AATUHK.nda vergi alacağının tahsilini güvence altına alan düzenlemeler yapılsa da, kanunun kapsamı, içinde bulunan atıflarla genişletildiğinden dağınık ve karmaşık bir yapıya bürünmesine sebep olmuş ve ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılayamaz hale gelmiştir. Çalışma kapsamında yapılmış olan açıklamalardan özetle aşağıdaki hususlar önerilebilir;

-                    Kamu alacağına ve tahsiline ilişkin hususlar daha özlü bir kanunla hüküm altına alınmalı, sistemin yerleşmesi sağlanarak iktisadi hayata uyum kolaylaştırılmalıdır.

-                    İdareciler yeterli bilgiye sahip olmalı ve denetim örgütü ihtiyacı karşılamalıdır.

-                    Kanunda yer alan boşlukların atıfta bulunularak doldurulmaya çalışılması yerine, kanun içerisinde bu yönde kalıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

-                    Vergi alacağına ait zamanaşımı sürelerinin (5 ve 2 yıllık zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerinin) iyi niyetli/dürüst olmayan yükümlülerin vergi ödevlerini ve görevlerini yerine getirmeme eğilimlerini ortadan kaldırıcı niteliğe kavuşturulması sağlanmalıdır.

 Tunay BAKIR

K.İç Denetçisi/SMMM

 NOT; İşbu yazı, Ali Yakut (İstanbul Üniversitesi İç Denetçisi) ile birlikte kaleme aldığımız ve Maliye Postası dergisinde yayınlanan “İptal Davası-1 ve 2” başlıklı makalemizden alınmıştır.




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Site İçi Arama
Köşe Yazıları
Döviz Kuru

Anket

Warning: mysql_query(): Access denied for user 'omnwebco'@'localhost' (using password: NO) in /home/omnwebco/kocaelimeslektebirlik.org.tr/anket/top.php on line 11

Warning: mysql_query(): A link to the server could not be established in /home/omnwebco/kocaelimeslektebirlik.org.tr/anket/top.php on line 11

Warning: mysql_num_rows() expects parameter 1 to be resource, boolean given in /home/omnwebco/kocaelimeslektebirlik.org.tr/anket/top.php on line 15
İstatistikler
Toplam: 152150
Aktif: 2
Bugün: 8
Dün: 56

q

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Türk Çözüm